Mardin Hakkında
Mardin tarihi, Yukarı Mezopotamya Ovası’na hâkim dağlık konumu ve Anadolu, Suriye ile Mezopotamya arasındaki yolları denetlemesi nedeniyle binlerce yıl öncesine uzanmaktadır. İl sınırlarındaki höyükler, mağaralar ve antik yerleşimler, bölgenin Neolitik ve Tunç çağlarından itibaren yoğun biçimde iskân edildiğini göstermektedir. Girnavaz, Dara, Boncuklu Tarla ve çevredeki diğer arkeolojik alanlar, farklı dönemlere ait önemli buluntular sunmaktadır. Kuzey Mezopotamya’nın kültürel çevresi içinde bulunan Mardin; Subarular, Hurriler, Akadlar, Babilliler, Asurlular, Persler ve Makedonyalıların etkisi altında kalmıştır. Şehrin kayalık bir tepe üzerinde kurulması, savunma ve ova yollarını kontrol etme bakımından büyük avantaj sağlamıştır.
Roma ve Sasani imparatorlukları arasındaki mücadeleler sırasında Mardin ve çevresi önemli bir sınır bölgesi olmuştur. Nusaybin, Nisibis adıyla Roma’nın doğudaki askerî ve kültürel merkezlerinden biri hâline gelmiş; önemli bir Hristiyanlık okulu ve piskoposluk merkezi olarak tanınmıştır. Dara ise Bizans İmparatoru Anastasius döneminde Sasani sınırına karşı büyük bir garnizon şehri olarak kurulmuştur. Sarnıçları, surları, köprüleri ve kaya mezarlarıyla Dara, geç antik çağ askerî mimarisinin önemli örneklerinden biridir. İslam ordularının bölgeyi ele geçirmesinden sonra Mardin; Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervanilerin hâkimiyetinde kalmıştır.
Mardin’in en parlak dönemlerinden biri Artuklular zamanında yaşanmıştır. 12. yüzyıldan itibaren şehir; medreseler, camiler, köprüler, çarşılar ve su yapılarıyla gelişmiştir. Zinciriye Medresesi, Kasımiye Medresesi, Ulu Cami ve Latifiye Camii, Artuklu ve sonraki dönemlerin mimari mirasını yansıtmaktadır. Deyrulzafaran Manastırı, Mor Gabriel Manastırı ve çeşitli kiliseler, Süryani Hristiyanlığının bölgedeki köklü varlığını göstermektedir. Mardin daha sonra Eyyubiler, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safevilerin hâkimiyetinde kalmış, 16. yüzyılda Osmanlı yönetimine girmiştir.
Osmanlı döneminde Mardin, farklı din ve etnik toplulukların bir arada yaşadığı önemli bir ticaret ve zanaat merkezi olmuştur. Müslümanlar, Süryaniler, Ermeniler, Yahudiler, Araplar, Kürtler ve diğer topluluklar şehrin çok kültürlü yapısına katkıda bulunmuştur. Taş işçiliği, telkâri, dokumacılık, sabunculuk ve geleneksel mutfak kültürü bu çeşitlilik içinde gelişmiştir. Cumhuriyet döneminde idarî ve ekonomik değişimler yaşayan şehir, tarihî merkezindeki sarı kalker taşından yapılmış evleri ve teraslı kent dokusunu büyük ölçüde korumuştur. Mardin ve çevresindeki kültürel peyzaj, UNESCO Dünya Mirası adaylık süreciyle de uluslararası alanda dikkat çekmektedir. Mezopotamya medeniyetleri, Artuklu mimarisi ve Süryani mirasıyla Mardin, Türkiye’nin en özgün tarih şehirlerinden biridir.